1 Haz 2026 15:11

Bush'tan Trump'a: ABD'li Liderlerin Dokunulmazlığı ve Savaşların Bitmeyen Döngüsü

Bush'tan Trump'a: ABD'li Liderlerin Dokunulmazlığı ve Savaşların Bitmeyen Döngüsü

ABD merkezli “Current Affairs” dergisi yayımladığı bir analizde, George Bush'un Irak Savaşı'ndaki rolü nedeniyle yargılanmış olsaydı, Minab okulu katliamı da dahil olmak üzere bölgedeki birçok insani trajedinin yaşanmayacağını yazdı.

Büyük güçlerin işlediği suçlara karşı sahip olduğu "dokunulmazlık", çağdaş uluslararası sistemin en büyük krizlerinden biri haline geldi. Bu kriz, sadece adaleti değil, aynı zamanda yeni savaşların, işgallerin ve insani felaketlerin önünü açarak küresel istikrarı da hedef alıyor. Güçlü bir devlet, hergangi bir bedel ödemeden bir ülkeyi işgal ettiğinde veya sivilleri katlettiğinde, dünyaya şu mesajı veriyor: "Uluslararası kurallar sadece zayıf ülkeler içindir; güçlüler ise yasaların üzerinde hareket edebilir." Bu durumun sonucu ise küresel düzenin çöküşü ve trajedilerin bir kısır döngüye girmesidir.

ABD merkezli “Current Affairs” dergisi, yayımladığı çarpıcı bir analizde, Amerikalı liderlerin hesap vermekten muaf tutulması ile gelecekteki insani felaketler arasında doğrudan bir bağ kuruyor. Yazıda, İran’ın güneyindeki Minab kentinde bir okulun vurulması sonucu hayatını kaybeden çocuklara atıfta bulunularak, Irak Savaşı'nın mimarları olan George W. Bush ve diğer yetkililerin, uluslararası hukuku ihlal ettikleri gerekçesiyle savaş suçlusu olarak yargılanmaları durumunda, bugün benzer vahşetlerin yaşanmayabileceği savunuluyor.

Bu argüman ilk bakışta teorik bir varsayım gibi görünse de, aslında uluslararası hukukun temel prensibi olan "caydırıcılık" ilkesine dayanıyor. İç hukukta suçluların cezalandırılması nasıl suç oranını düşürüyorsa, savaş kararı alan liderlerin de uluslararası mahkemelerde hesap vermesi, gelecekteki savaşların önlenmesi için hayati bir önem taşıyor. Bir siyasi lider, iktidarı sona erdiğinde uluslararası mahkemelerde hesap vereceğini bilse, askeri maceralara atılırken çok daha temkinli davranacaktır.

Ancak son 20 yılın tecrübesi, bu ilkenin büyük güçler için nadiren işletildiğini gösteriyor. 2003 yılında ABD ve müttefiklerinin "kitle imha silahları" yalanıyla başlattığı Irak'ın işgali, bunun en somut örneğidir. Yüz binlerce insanın ölümüne, altyapının yok olmasına ve bölgede terör örgütlerinin kurulmasına yol açan bu savaşın ardından, hiçbir yetkili uluslararası bir mahkemede hesap vermedi.

Bu durum, zamanla bir "dokunulmazlık kültürü" yaratmıştır. Böyle bir ortamda siyasi liderler, binlerce sivilin ölümüne yol açan kararlar alsalar dahi, hukuki sonuçlarla karşılaşma ihtimallerinin çok düşük olduğu kanaatine varmaktadır. Başka bir deyişle, savaşın bedeli karar vericiler için sivillerin ve savaş mağdurlarının ödediği bedelden kıyaslanamayacak kadar düşüktür.

Current Affairs analizi, bu mantıktan hareketle, Donald Trump yönetimi yetkililerinin İran'a yönelik askeri eylemlerdeki rolleri nedeniyle yargılanmaları gerektiğini savunuyor. Yazara göre, uluslararası hukuk sistemi eğer kendi meşruiyetini korumak istiyorsa, devletler ve liderler arasında ayrımcılık yapmamalıdır. Hukuk ancak siyasi ve askeri gücünden bağımsız olarak tüm aktörler için eşit uygulandığı sürece bir anlam ifade eder.

Bu mesele, günümüz uluslararası sisteminin en büyük çelişkilerinden birine işaret etmektedir. Birçok Batılı ülke kendini insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün savunucusu olarak sunmakta ve sürekli olarak diğer ülkelerin liderlerinin yargılanmasını talep etmektedir. Ancak sıra kendi eylemlerinin denetlenmesine geldiğinde, hukuki ve siyasi mekanizmalar gerçek bir hesap verebilirliği imkânsız kılacak şekilde işlemektedir. İşte bu "çifte standart" yaklaşımı, küresel ölçekte uluslararası kurumlara duyulan güveni sarsmış ve birçok ülkenin bu kurumları rakiplerine baskı uygulamak için kullanılan "siyasi araçlar" olarak görmesine yol açmıştır.
Gerçekte asıl sorun, tek bir savaşın veya saldırının kendisi değil; bu tür eylemlerin cezalandırılmamasının uzun vadeli sonuçlarıdır. Bir savaş, hesap sorulmadan sona erdiğinde, “zor kullanmanın siyasi hedefleri ilerletmek için meşru ve düşük maliyetli bir araç olabileceği” algısı oluşur. Bu zihniyet zamanla yeni krizlere zemin hazırlar ve şiddet sarmalını yeniden üretir.

Tarihten pek çok örnek bu gerçeği doğrulamaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan Nürnberg ve Tokyo mahkemeleri, sadece savaş suçlularını cezalandırmakla kalmadı, aynı zamanda daha önemli bir mesajı da iletti: Hiçbir siyasi veya askeri yetkili yasanın üstünde değildir. Her ne kadar bu deneyim de eleştirilerden muaf olmasa da, en azından “hesap verebilirlik ilkesini” uluslararası düzenin temel taşlarından biri olarak pekiştirdi.

Ancak sonraki on yıllarda, bu ilkenin uygulanması büyük ölçüde “güç dengelerinin” etkisi altına girdi. Pek çok durumda, zayıf veya yenik düşen ülkelerin liderleri yargılanırken, büyük güçlerin liderleri her türlü hukuki takipten muaf kaldılar. İşte bu “çifte standart”, uluslararası adaletin varoluş felsefesini derinden sarsmıştır.

Minab’daki okul saldırısı ve öğrencilerin şehit edilmesi, coğrafi bir noktada yaşanan acı bir olaydan ibaret değildir. Bu feci olay, hukukun güce yenik düştüğü bir sistemin küresel sonuçlarının bir simgesidir. Hukuki kurallar masum sivilleri koruyamaz hale geldiğinde ve katliam failleri, dokunulmazlıklarından emin bir şekilde hareket ettiklerinde, asıl kurbanlar siyasi ve askeri kararlarda hiçbir rolü olmayan çocuklar, kadınlar ve halklar olacaktır.

Bu açıdan bakıldığında, “Eğer Bush yargılansaydı Minab'daki çocuk öğrenciler hayatta olurdu” sözü, acı bir gerçeğe işaret etmektedir. Uluslararası toplum geçmiş savaşlara karşı daha kararlı davransaydı, eğer milliyet ve ülkesine bakılmaksızın savaş suçlarının failleri takip edilseydi, eğer uluslararası hukuk adaletin uygulanması için gerçek bir araca dönüşseydi, belki de bugünkü faciaların çoğu asla yaşanmayacaktı.

Elbette hesap verebilirlik tek başına savaşı dünyadan silemez, ancak şüphesiz onu tekrarlamayı önlemenin en önemli araçlarından biridir. Adalet, herkesin ona eşit olduğu zaman anlam kazanır. Güç sahibi ülkelerin liderleri, küçük ülkelerin liderleri gibi eylemlerinden sorumlu tutulacaklarını bilirlerse, siyasi hesaplamaları değişecek ve askeri seçeneklere başvurma olasılığı azalacaktır.

Bugün, uluslararası hukuk sisteminin itibarı her zamankinden daha fazla, hukukun herkes için eşit uygulanıp uygulanmayacağı sorusuna bağlıdır. Eğer cevap olumsuz olursa, dünya yeni savaşlar, krizler ve katliamlar döngüsünün devam etme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Ancak eğer ayrım gözetmeksizin hesap verebilirlik ilkesi uygulanırsa, belki de Minab kentinde yaşanan trajediler gibi olayların bir daha yaşanmayacağını umabiliriz.

News ID 1936864

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
  • captcha